Nuray, aynı güne ard arda 5 görüşme organize etmişti. Bu pozisyonun biran önce başarıyla kapanması gerekiyordu. Bu işi alalı henüz 4 gün olmuş, iki günü zaten hafta sonuna tesadüf ettiği için iki günlük bir çalışma yapabilmişti. Bir taraftan ilan ver, bir taraftan gelen başvuruları değerlendir, bir taraftan randevuları ayarla, mülakat yap... derken ancak bu kadar hızlı hareket edebiliyordu. Ama mecburdu, bu pozisyonun kapanması gerekiyordu. Personel özlük işleri ile ilgilenecek kişi birden istifa edip gidince, her şey yüzüstü kalmıştı şirkette. Üstelik kendisine yardım edecek kişi de ağırlaşan gribi ve yükselen ateşi nedeniyle gün içinde izin alıp eve gitmek zorunda kalmıştı.
"Hadi..." dedi kendi kendine, "... ha hayret, doğru kişiyi bulduğunda nefes alırsın biraz. O zamana kadar mecbursun bu tempoda çalışmaya. Hem her zaman bu yoğunluk olmuyor ki..." Bütün bireysel motivasyon taktiklerini uyguluyordu kendine. Öğle yemeğini şirkete sipariş ettiğinde, sabahtan bu yana 3 görüşme tamamlanmıştı. Biri olabilecek gibi geliyordu ama yine de kişilik testi uygulayıp, tarafsız bir noktada adayı değerlendirmenin doğru olacağını düşündü. Hazır nefes alacak zaman bulmuşken, sabah görüştüğü ve olumlu olacağını düşündüğü o adayı aradı. Dördüncü çalıştan sonra telefon açıldı. "Merhabalar, Nuray ben..." diyerek kendisini tanıttı ve e-mail adresine bir test göndermek istediğini söyledi ve doldurmasını rica etti. Telefonun diğer ucundaki sesin sahibi Niyazi Bey ise süreci uzatmak istemiyor gibiydi. "Ben zaten sizin şirketin civarındayım, geleyim ve orada çözeyim testi dilerseniz. Evde internet bağlantım yok, hem daha hızlı olur böylesi..." dedi. Nuray da sevindi bu duruma içten içe. Niyazi Bey'e cevabı da olumlu oldu tabi. "Bekliyoruz, yarım saat daha yerimdeyim, sonra bir görüşmem var. Yetişebilir misiniz?" dedi Nuray. "Tabi..." dedi Niyazi Bey. Ama yarım saat sonra beklenen kişi hala gelmemişti. Nuray da mecburen öğleden sonraki görüşme için adayı görüşme odasına aldı. Aradan 10 dakika geçmiş-geçmemişti ki, Niyazi Bey geldi. Nuray görüşmede olduğu için, öncesinde rica ettiği gibi danışmada görevli arkadaşı Ceylan karşıladı Niyazi Bey'i ve boş bir bilgisayarın olduğu, müsait bir odaya aldı. E-mail adresine testin gönderildiğini ve köşede duran bilgisayarı kullanabileceğini söyledi. İnternet bağlantısı açıktı. Bu açıklamaları yaptıktan sonra Niyazi Bey'den hiç beklenmedik bir cevap aldı: "Ben bilgisayar kullanmayı bilmiyorum". Nasıl yani, dedi Ceylan içinden. Doğal olarak şaşırmıştı; bu işi yapacak kişi nasıl olur da bilgisayar kullanmazdı? Ayrıca, Nuray telefondaki konuşmalarını da anlatmıştı kendisine ve Niyazi Bey'in buraya evde internet bağlantısı olmadığı için geldiğini de biliyordu. Bütün bu düşünceler geçiverdi aklından bir anda. O zaman biz sizi meşgul etmeyelim, dedi. "Görüşmeden çıktığında, durumu Nuray Hanım'a aktarırım, kendisi sizi telefonla arar." Ama Niyazi Bey, gitmemek konusunda ısrarlıydı. Nuray Hanım'ı görmek istiyorum, dedi. "Kendisiyle konuşmak istiyorum." Ceylan, her ne kadar, Nuray'ın ne zaman görüşmeden çıkacağını bilmediğini, uzun süre beklemesi gerekebileceğini söyleyip, Niyazi Bey'i ikna etmeye çalıştıysa da bu mümkün olmadı. Niyazi Bey beklemekte kararlıydı. Ceylan pes etti sonunda. "Madem öyle ben sizi bekleme salonuna alayım" dedi. Aradan yarım saat kadar geçmişti ki Nuray görüşmeden çıktı. Ceylan durumu anlattı. Nuray da Niyazi Bey'le yüz yüze konuşmayı denedi. Ama pek de başarılı olamadı. Çünkü, Niyazi Bey'in çelik gibi sinirleri ve sorulan sorulara verdiği garip cevaplar, Nuray'a yaptığı görüşmede karşısındakinin gerçekten bu kişi olup olmadığını düşündürttü. Görüşmedeki sakin ve ılımlı kişilikle, şu an karşısında duran kişinin hiçbir yakınlığı yoktu. Görüşme öncesinde muhasebe müdüründen rica etmiş ve kendisinden sonra Niyazi Bey ile onun da görüşmesini istemişti. Böylece bordro hazırlama, yasal süreçler vs. konusunda kendisinin bilgi düzeyinin yetersiz olduğu noktalarda, adayın bilgi düzeyini muhasebe müdürü test etmişti. Sonuç iyiydi ama ya kişilik... Görüşmede yaptıklarını anlatmış, yaptığı işleri, kullandığı bilgisayar programlarını sıralamıştı Niyazi Bey. Ama şimdi, kişilik testini yapmaktan imtina ediyordu. Konuşurken anladı ki, "bilgisayar kullanmayı bilmiyorum" sözü, yalnızca testi çözmek istemediği için söylenmiş bir sözdü, yoksa tabi ki bilgisayar kullanmayı biliyordu. Bu durumda yapılabilecek tek şey, teşekkür edip Niyazi Bey'i bu durumda olumlu değerlendiremeyeceklerini söylemekti. Öyle de yaptı... Her ne kadar Niyazi Bey bu durumdan rahatsız oldu ve nedenlerini tahmin etmesine rağmen aşırı sorguladıysa da Nuray sabırla anlattı, soruları cevapladı. "Biz..." dedi. "Öncelikle güvenebileceğimiz kişilerle çalışmak isteriz. Hayatta bazı şeyler öğrenilir. Ama öğrenilmeyecek şeyler de vardır. Biz öğrenilebilecekler konusunda esnek olabiliriz ama kişinin yapısından ve hayata, olaylara, insanlara bakışından kaynaklanan konularda esneklik gösteremeyiz. Sebebi her ne olursa olsun, doğru cevaplar bekleriz ve düzgün bir iletişime önem veririz. Bu bizim işe alım ve şirket ilkelerimizin temelidir..." Niyazi Bey'in gidişinin ardından masasına dönen Nuray, aklına takıldığı için, bütün iş yoğunluğuna rağmen küçük bir araştırma yaptı. Ve gördü ki, Niyazi Bey, özgeçmişinde yazdığı o çok bilinen, mezunlarının ağırlıklı olarak iş hayatında başarılı noktalara geldiği liseye hiç gitmemiş, son ayrıldığı işyerinden istifa etmemiş, işten çıkartılmıştı. Bunları da öğrendikten sonra oturduğu koltukta arkasına yaslandı Nuray ve yaptığı işin ne kadar önemli olduğunu bir kere daha düşündü. "Belki pek çok kişi ne kadar önemli bir iş yaptığımın farkında bile değil. Çünkü başarılı bir işe alım sorun çıkarmaz ve sorun çıkmadığı sürece kimse bu konu üzerinde düşünmez. Ama başarısız bir işe alımın ne kadar büyük bir tehlike olabileceğini bugün tekrar gördüm."
|